RSS

kalp sağliği nasil korunur

PROF. DR. SERVET ÖZTÜRK *

Profesyonel sporcularda ve gençlerde ortaya çıkan ani ölümlerin en önemli nedenlerinden biri kalp damarlarındaki doğumsal anomalilerdir. Damarların çıkış noktalarında doğumsal olarak var olan yapısal bozukluklar, kişiyi ölüme götürebilir.

İkincisi düzenli olarak kalp kontrolünden geçseler bile özellikle sporcuların yaşam kalitelerindeki düşüş, kalp sağlığı üzerinde olumsuz etki yapar. Bu kişilerin yüksek kolesterollü beslenmeleri, alkol tüketimi ve kokain gibi uyuşturucu madde kullanımı koroner damarların iç yüzeylerinde çatlaklar meydana getirir. Damar içinde kabaran plaklar içindeki kolesterol artıkları damarın içini tıkayabilir. Kolesterol kristalleri damar uçlarına gittiği zaman ciddi tıkanmalara yol açar. Bir diğer neden de damar sertliğinin erken safhalarındaki bu durum 6 aylık bebeklerde bile tespit edilebilir. Bu sorun damar içindeki hücre tabakasını yok eder. Damar içindeki hücre tabakası bir hormon salgılayarak bununla damarın geniş kalmasını ve damar yüzeyine pıhtılaşma elemanlarının yapışmasını engeller, damar fonksiyonlarını kontrol eder. Damar sertliği hastalığı ile bu hormonun salınımı ortadan kalktığı için, damar içinde spazmlar ortaya çıkar. Bu da ani ölümlerle sonuçlanabilir. Kalpteki ritim bozuklukları da ani ölümlerin en önemli sebebidir. T Dalga Alternansı gibi cihazlar ani ölüm riskini tespit edebiliyor. Ancak ani ritim bozukluklarını önceden tespit ederek, kontrol altına almak şu aşamada ne yazık ki mümkün değil.

Her öğün et yenmez!

Modern toplumlarda ‘her öğünde mutlaka et olacak’ diye bir kural var. Bu, çok yanlış bir beslenme şekli. Et tüketiminin en çok haftada bir-iki kez olması yeterlidir. Özellikle sebze yemeklerinin etli olarak pişirilmesi çok sağlıksız. Sebzelerin zeytinyağlı tüketilmesi, etin de yağsız ve ızgara olarak yenmesi daha uygundur. Etin yanında baklagillerin tüketimine önem verilmesi gerekir. Çünkü baklagiller, sağlıklı beslenmenin temel taşlarındandır. Her yemek sonrası tatlı yeme alışkanlığından da vazgeçmek sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biridir.

Kişinin babası ya da annesi 40 yaşında by-pass olduysa, onun 20 yaşından itibaren kan tetkiklerini düzenli olarak yaptırılmalı. Çünkü kolesterol yüksekliği 20’li yaşlardan itibaren başlayabilir. Ailesinde kolesterol yüksekliği olanların herhangi bir sorunu bulunmasa da yılda bir kez kolesterol, kan yağları, tansiyon ve şeker değerlerini ölçtürmeli.

20’li yaşlarda yapılması gereken testler

Tüm kolesterol ölçümleri

Kan yağları

Tansiyon. (Özellikle kişi kiloluysa.)

Şeker ölçümü yapılmalı (açlık ve tokluk).

Stres kontrolü sağlanmalı!

Çocuklar ilkokuldan itibaren stresle tanışıyor ve hayatının bundan sonraki kısmında da stresi büyük bir yoğunlukla yaşamaya devam ediyor. Büyük bir yarışın içine giren çocukların yeme düzenleri bozulduğu için şişmanlıyor. Şişmanlık da kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlıyor. Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren stres kontrolü çok önemli. Herkesin stres algısı ve yaşadığı strese verdiği tepki farklıdır. Ne olursa olsun genel olarak düşünüldüğünde iş stresinden kurtulmak ya da iş hayatında stresi kontrol altına almak için kişinin yapacağı en önemli şey, kesinlikle iş sonrası kendine bir uğraş bulmaktır. Kişi işinden çıktığı anda yaşadığı stresi sıfırlamak için mutlaka bir hobi edinmeli. İş sonrası mutlaka egzersiz yapmalı. Çünkü egzersiz düşünmeyi önler, mutluluk hormonu salgıladığı için de kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar. Egzersiz, kilo kontrolünü sağlar ve kolesterolün düşmesine yardımcı olur.

Televizyon izlemeyi azaltın!

Türkiye’deki gündem her zaman çok yoğun ve haberler de özellikle duyarlı olan insanları strese sokuyor. Bunun için iş dönüşü evde akşam saatlerinde haber izlemeyi azaltmak gerekir. Kişi kitap okurken kendi kendine yetebilir ve beynindeki tüm negatifliklerden kurtulabilir.

* (Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı)


Kalp sağlığı için beslenme programı nasıl planlanmalı?

Günlük alınan kalori miktarı azaltılmalı.

Katı yağlar yerine bitkisel sıvı yağlar (zeytinyağı, fındık, ayçiçeği, soya ve mısırözü yağları) düzenli ve belirli düzeylerde tüketilmeli.

Balık tüketimi artırılmalı. Kırmızı et, haftada bir kez yenmeli. Tavuk ve hindi gibi beyaz et tüketimine ağırlık verilmeli.

Yağ içeriği yüksek poğaça, cips, kek, pasta gibi gıdalar tüketilmemeli.

Besinler pişirilirken ızgara, buğulama, haşlama gibi yöntemler tercih edilmeli.

Tuz tüketimi azaltılmalı.

Günlük öğün sayısı artırılmalı.

Sigara kesinlikle içilmemeli.

Haftada 3 kez egzersiz yapılmalı.

Basit şeker içeren tatlılar ve rafine edilmiş gıdalar yerine, posa içeriği yüksek, saflaştırılmış tahıl ürünleri, kuru baklagiller, sebze ve meyve tercih edilmeli.

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 10, 2009 in kalp sagligi

 

hamilelikte karin çatlakları

Hamilelik ve karın çatlakları
Anne adaylarını bebeklerinin sağlığı ve rahat bir hamilelik geçirip geçirmeyecekleri doğal olarak oldukça fazla endişelendirmektedir. Hamilelik ikinci üç aylık döneme ulaştığında bu endişeler bir nebze azalır ve kozmetik konular daha fazla önem kazanmaya başlar. Bu konuların en başında gelen de kuşkusuz hamilelikte ortaya çıkması olası karın çatlaklarıdır.

Gebelik bazı cilt değişikliklerine neden olabilir. Bu değişikliklerin büyük çoğunluğu hormonal değişimler ile ilgilidir. Yüzde görülebilen renk değişimleri, avuç içlerinde kızarıklık ya da kaşıntılı deri döküntüleri nispeten daha nadir görülürler. Hemen hemen bütün hamile kadınlarda görülen bir diğer değişim de karnın ortasından geçen siyah bir çizgi ortaya çıkmasıdır. Ancak anne adaylarını en fazla rahatsız eden cilt değişikliği karında görülen cilt çatlaklarıdır.

Ciltte ortaya çıkan pembe beyaz renkli, yara izine benzeyen değişimlere stria gravidarum ya da gebelik çatlakları adı verilir. Tipik görüntüsü deride ufak ve fazla derin olmayan çöküntüler şeklindedir. Açık tenli kadınlarda pembemsi bir rengi olabilir. Esmer tenlilerde ise etrafındaki cilt bölümlerinden oldukça açık renkte, hatta gümüş rengindedir. Ciltte bulunan kollajen adı verilen maddenin ayrılmasından dolayı görülürler. Ağrılı değillerdir ancak hafif bir kaşıntıya yol açabilirler. Hem mekanik gerilmeye bağlı olarak hem de hormonal nedenler ile ortaya çıkabilirler. En sık karnın alt bölümlerinde görülmekle birlikte kalçalarda, uyluklarda, memelerde ve hatta kollarda bile görülebilirler.

Çatlakların oluşmasında en önemli belirleyici faktör genetiktir. Siyah kadınlarda hemen hemen hiç görülmezken, Asyalılarda daha nadir görülür. Beyaz kadınların ise yaklaşık %75-90’ında değişik oranlarda karın ya da cilt çatlaklarına rastlanmaktadır. Bir başka deyişle annesinde ya da kızkardeşlerinde olan kadınlar çok büyük olasılıkla bu sorunla karşılaşacaklardır.

Karın çatakları genellikle son 3-4 ayda yavaş yavaş ortaya çıkarlar. Ancak bazı zamanlar son 3-4 haftaya kadar görülmeyip daha sonra belirebilirler.

Genetik dışında karın çatlakları için bir diğer risk faktörü de ani ve fazla kilo artışıdır. Hızla büyüyen karın ciltte gerilmeye ve elestikiyet kaybına neden olarak çatlak oluşumunu sağlayabilir. Bu nedenle dengeli ve ideal sınırlarda kilo alımı çatlak oluşumunu bir ölçüde engelleyebilir.

Ortaya çıkan çatlaklar doğumdan sonra ne yazık ki kaybolmazlar. Renk değiştirerek gümüş ya da sedef benzeri bir hal alırlar. Bazı kadınlar bu durumdan rahatsızlık duymaz ve bunu anne olmanın bir işareti olarak gururla taşırlar. Bazıları ise çatlaklardan kurtulmak ister. Bu amaçla geliştirimiş pek çok cerrahi teknik vardır ve bu teknikler plastik cerrahlar tarafından uygulanır.

Karın çatlakları ve bunların önlenmesi doğal olarak kozmetik üreticilerinin de dikkatini çekmektedir. Bu amaçla üretimiş pekçok ürün piyasada satılmaktadır. Ancak bunların çatlakları önlemedeki ve oluşmuş çatlakları gidermedeki etkinlikleri hala daha çok tartışmalıdır ve bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış bir ürün yoktur. Bununla birlikte kullanımlarının gelişmekte olan bebeğe ve anne adaylarına olumsuz bir etkileri de bulunmamaktadır.
Çatlakların önlenmesinde alınabilecek en iyi önlem cildin nemini korumaktır. Bu da dengeli ve sağlıklı bir beslenme ve yeterli sıvı alımı ile mümkündür. Gebelikte su tüketiminin önemi, çatlakların engelenmesinde de kendini göstermektedir. Dengeli beslenme ani ve gereğinden fazla kilo artışına engel olacağı için karın cildinin olması gerekenden daha fazla gerilmesini engeller. Bu ani gerilme çatlak oluşumunda önemli bir faktördür.

Duş sırasında karnın yumuşak bir sünger ya da fırça yardımı ile dairesel hareketler ile masaj yapar şekilde ovalanması da ciltteki kan dolaşımını hızlandırarak elastikliğinin korunmasına yardımcı olabilir.

Gebeliğin ikinci üç aylık döneminden başlayarak düzenli şekilde cildin nemlendirilmesi de alınabilecek bir diğer önlemdir.Bu amaçla piyasada satılan kozmetik ürünler kullanılabileceği gibi basit nemlendiriciler, bebe yağları ve badem yağı da kullanılabilir. Bunlar arasında badem yağı kötü kokusuna rağmen en etkili ürün gibi görünmektedir. Bu ürünlerin temel ortak özelliği cildin ani gerilmeye karşı dayanıklılığını arttrmalarıdır.
Özetleyecek olursak:

• Aile öyküsü ve genetik yatkınlık çatlakların ortaya çıkmasında önemlidir. Anneniz ya da kızkardeşlerinizde varsa büyük olasılıkla sizde de görülecektir.

• Eğer önceki hamileliklerinizde çatlak olduysa bu hamileliğinizde de oluşması kuvvetli bir olasılıktır. Önceden kalan çatlakların rengi geçici olarak koyulaşabilir.

• Ani kilo artışı. Çok hızlı ve fazla miktarda kilo aldıysanız çatak ile karşılaşma olasılığınız yüksek demektir.

• Beslenme durumu. Yeterli miktarda sıvı alan ve dengeli beslenen kadınlarda daha az ve daha hafif şiddette çatlak olduğunu unutmayın.

• Irkın önemini akılda tutun.

Dr. Alper MUMCU

 
 

dekolte bakimi nasil yapilir

DEKOLTE BAKIMI NASIL YAPILIR?

Kadınlar yaşlanmanın belirtilerinden kurtulmak için yüzlerine ve göz çevresine her zaman aksatmadan bakım yaptırıp, kremler sürüyorlar ancak esas yaşlanmanın boyun ve ellerde kendini gösterdiğini unutmuş gibiler. Oysa kadınlar her yaşta “dekolte” giymeye bayılırlar. Güneş ve güneş sonrası ise, dekoltenize en çok dikkat etmeniz gereken zamanlar.


Boyun ve dekolte bölgesindeki cildimiz alt dokusu olmayan, ince bir deri ile kaplıdır. Kas dokusu
olmayan göğsünüzün ağırlığı da bu bölgedeki ince derinizden yardım alır. Bu sebeple ağır işçi konumundaki boyun ve dekolte bölgenizdeki cildinize çok iyi bakmanız gerekir. Eğer erken yaşlarda bu bölgenize iyi bakmazsanız, yaşınız ilerleyip vücudunuz diriliğini ve doğal elastikiyetini kaybetmeye başladığı zaman, boyun ve dekolte bölgeniz için geç kalırsınız. İngiliz güzellik uzmanı Kate Lindgren, güneşte ve güneş sonrası dekoltenize iyi bakmanız için neler yapmanız gerektiğini bakın nasıl özetliyor.

KUSURSUZ BİR DEKOLTE İÇİN ÖNERİLER
1. Güneşe çıkmadan önce koruyucu ürünler kullanın.
2. Üstsüz güneşlenmeyin.
3. Özel boyun dekolte kremleri ile düzenli bir bakım yapın. Göğüs bölümünün gerginleştirilmesi için günlük duş veya banyodan sonra gereken yıpranmış kısımlara dairesel hafif hareketlerle sürülür. Bu işlem spordan, saunadan veya güneş banyosundan sonra yapıldığında özellikle rahatlatıcı olur.
4. Bust forming (göğüs kremi) kremlerini çenenize kadar sürün. Havyarlı kremler efekt etkisi bulunduğundan göğüs bölgesinde en etkili kremlerdendir.
5. Myolifting (kür halinde) veya gece kremleri sürerek bu bölgenin bakımını sağlayabilirsiniz.
6. Göğsünüzde küçük sivilceler oluşmuşsa, o bölgeye bakım maskesi uygulayın.
7. Göğüs bölgesini sık sık nemlendirmeyi ihmal etmeyin.
8. Sütyen alırken sıkı olmamasına dikkat edin ve alttan destekli olanları tercih edin.
9. Çok sıcak su ile duş almayın
10. Her banyodan sonra soğuk su ile masaj yapın.
11. Doğru sütyen kullanın.
12. Sütyensiz spor yapmayın.
13. Sert peeling uygulamalarından kaçının.
14. Hassas bir cilde sahipseniz yeşil çay içeren ürünler kullanın.
15. Yastıksız ya da ince bir yastıkla uyuyun.
16. Bu bölgede ince kılcal damarlar beliriyorsa, sert masajlar yapmaktan kaçının.
17. Sürekli yüz üstü yatmayın.
18. Çok sık kilo alıp vermeyin. Düzensiz bir şekilde kilo alıp vermek, bir süre sonra göğüslerde elastikiyet kaybına yol açıyor. Ayrıca dokular zayıflıyor ve göze hoş görünmeyen çatlaklar da oluşuyor.
19. Düzenli olarak nemlendirici bir krem ile masaj yapın.
20. Özellikle günde yarım saat boyun, omuz ve kolları çalıştırıcı egzersizleri ihmal etmeyin.
21. Sigara vücudunuzdaki hücre yenilenmesini olumsuz etkiliyor ve tüm organlarınız gibi göğüsleriniz de bundan nasibini alıyor.
22. Göğüslerinize düzenli olarak peeling uygulamaya özen gösterin. Peelingin ardından göğüs dekolteniz canlı bir görünüme kavuşur.

Bir kaç öneri
Göğüsleri geliştiren ve güzelleştiren birkaç masaj yeri vardır. Bunlar; göğüs, boyun ve omuzlardır. Boynunuza yani nefes borusunun olduğu yere yapacağınız masaj troid bezlerinin çalışmasını ve troid salgınısı etkileyerek göğüsleri geliştirir. Göğsünüze masaj yapmak için avuç içlerinizi göğsünüzün üstüne koyup sağ elinizi saat yönünde, sol elinizi de tam ters yönde çevirerek göğüslerinizi ovun. Göğüslerinizi güçlendirecek bir başka hareket elinize bir havlu alıp çamaşır sıkar gibi bükmenizdir. Bu hareketi ilk gün 20 defa yapın. Daha sonra her gün 10’ar 10’ar arttırarak 100’e kadar çıkarın. Özellikle göğüslerinize yaptığınız masajı sık sık uygulayın. Hatta bu masajı göğüs güzelliği için özel olarak satılan jeller ve kremlerle yaparsanız, kısa zamanda istediğiniz güzel göğüslere kavuşursunuz.

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 10, 2009 in dekolte bakimi

 

çilek sirkesi nasil yapilir

Çilek sirkesi, sağlık ve güzelliğin adresi!

Tatlı kırmızı renkli, siyah benekli çilek, ilkbahar ve yaz mevsimin en tatlı meyvelerinden. Çileğin faydalarını, bu tatlı meyveden sirke yapıldığını ve bu sirkenin şifa kaynağı olduğunu biliyor musunuz? Gelin hep birlikte çilek sirkesi yapalım. Hem de doğalından!

Evde sirke yapmayı denediniz mi? Piyasada satılan fabrikasyon sirkelerden aradığımız tadı bulamayınca eskiden anneannelerimizin yaptığı usulleri araştırarak başlıyoruz sirke yapmaya.

Öncelikle bahçesi olan ve bahçede çilek yetiştirenler çok şanslı, ama pazardan ya da marketten alacaklar doğal olmasına özen göstermeli. Doğal çilekler irili ufaklı, küçük veya orta boylu oluyor! Çok büyük, şekli bozuk, hormonlu çileklerden tüketmemeye özen göstermeli.

Çilek sirkesi nasıl yapılır?
Çilekleri alıp yıkıyoruz, küçük saplarını ayıklıyoruz, biraz eziyoruz, cam bir kavanoza koyuyoruz, mayalanmaya yardımcı olması için, ortalama 2kg. çilek için, iki yemek kaşığı kadar (GDO) içermeyen toz şekeri koyuyoruz, 250 ml. su ilave edip karıştırıyoruz, hava almasını sağlamak için üzerine bir tülbent bez bağlayıp, kapak kapatmadan, mayalanmaya bırakıyoruz.

Ortalama on gün sonra mayalanma başlıyor ve ilk süzme işlemini gerçekleştiriyoruz.
Tekrar üzerine tülbent bağlayıp, kırk gün kadar devam edeceğimiz bekleme süresinde, on günde bir süzme işlemini tekrar ediyoruz.

Asitleşme başlayıp, sirke tadı ortaya çıkınca koyu renkli bir şişeye süzerek dolduruyoruz. Sirkemiz hazır. Serin ve kuru bir yerde muhafaza edilmesi önerilir.

Doğal fermantasyon yöntemiyle yapılan “balsamik” adı verilen bu tür sirkeler durdukça değerleniyor. Ev yapımı sirkenin tadını, yapay asit içeren sirke ile karşılaştırdığınız zaman, gerçek sirkenin ne olduğunu ve doğallığın kıymetini bir kez daha anlıyorsunuz.
Afiyet olsun…

Nerelerde kullanılır?
Çorbalarda, salatalarda rahatlıkla ve güvenle kullanabilirsiniz. Deneyince hazmı kolaylaştırdığını göreceksiniz!
Hanımlar doğal cilt güzellik maskelerinde, gençler akne ve sivilce üzerine, beyler tıraştan tahriş olmuş ciltlerinde pamuğa damlatıp kompres yaparak kullanabilirler. Aynı zamanda cildi nemlendirerek kırışıklıkların giderilmesine de yardımcı oluyor.

Çilek vitamin deposu
A, B, C, E vitaminleri, folik asit, fosfor, kalsiyum, potasyum, magnezyum mineralleri içeriyor. Tatlı meyve çilekte karbonhidrat ve protein de bulunuyor.

Virüsleri öldürüyor!
Çilek, bedenimize sızmış olan bazı virüsler için öldürücü etkiler taşır; bunlar arasında çocuk felci (polyomiyelit), bazı ağız ve deri yaralarını oluşturan virüsler sayılabilir. Ayrıca geleneksel olarak halk hekimliğinde çileğin akneye (sivilcelere) iyi geldiği kabul edilir.

Kansere karşı koruyucu olduğu, son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucu kabul görmektedir.
İdrar söktürücüdür. Ayrıca romatizma ve gut hastalığı yangılarını azaltıcı etkileri bulunur.

http://www.iyibilgi.com özel Nihal Doğan

 

cilt kanseri neden oluşur

CİLT KANSERİ NEDEN OLUŞUR DETAYLI BİLGİ
Cilt kanserleri ve benler son 20 yılda bir önceki yıla göre yüzde dört oranında artış gösteriyor. Bu artışı, durdurmak mümkün olmasa bile, erken teşhis ve güneşe olabildiğince az maruz kalmak, hastalığa yakalanma riskini minimuma indiriyor.

Cilt kanserleri neden oluşur, daha çok vücudun hangi kısımlarında görülür?
Cilt kanserlerinin en önemli nedeni, cildimizde oluşan güneşe bağlı hasarlardır. Buna foto yaşlanma denilmektedir. Cilt kanserleri vücudumuzun her yerinde görülmekle birlikte en sık foto yaşlanmanın, yani güneş hasarlarının yoğun olduğu yerlerde görülür. Güneşe en sık maruz kalan yüz, boyun, kol ve bacaklar cilt kanserlerinin en sık rastlandığı yerlerdir.

Ne zaman cilt kanserlerinden şüphelenilmeli, belirtileri nelerdir?
Gövdemizde yeni çıkan, hızla büyüme gösteren, deriden kabarık, kanayan lezyonlar ve siyah renkli benler olduğunda şüphe duymalı ve dermatoloğa başvurmalıyız.

Kaç tür cilt kanseri vardır?
Üç tür cilt kanseri vardır: Bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom, malign melanom.

En çok risk altında olanlar kimlerdir, kalıtımsal faktörler etkili midir?
Cilt kanserleri en sık tip bir deri denilen beyaz ten, sarı saç, açık renkli gözlülerde görülür. Malign melanom türü cilt kanserlerinde de kalıtımsal faktörlerin önemli olduğu düşünülmektedir. Ailesinde malign melanom olanlarda bu kansere yakalanma riski olmayanlara göre daha yüksektir.

Görülme sıklığı erkeklerde mi kadınlarda mı fazladır?
İki cinsiyet arasında görülme sıklığı açısından bir fark yoktur.

Diğer kanserlere göre görülme sıklığı ne kadardır?
ABD’de cilt kanserleri en sık görülen kanserlerin başında gelmektedir. Ülkemizde kesin istatistiksel sonuçlar olmamakla beraber oran yüksek değildir. Son 20 yılda, deri kanserleri her yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde dört oranında artmıştır. Bunun başlıca nedenleri olarak; ozon katının incelmesi, ultraviyole ışınlarına maruz kalınması ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olan kronik böbrek yetmezliği ve AİDS gibi hastalıklardaki artış sayılabilir. İnsanların yaklaşık yarısında 65 yaşına kadar deri kanseri gelişmektedir. Yetmiş milyon nüfuslu bir ülkede her yıl yaklaşık 2500 kişi deri kanseri nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bunların yaklaşık yüzde 75’i melanom nedeniyle, geri kalan yüzde 25’i de diğer deri kanseri türleri nedeniyle olmaktadır. Bazal hücreli kanserler ortaya çıktıkları bölgede tekrar belirme eğilimlidirler ve uzak organlara yayılmazlar. Skuamöz hücreli kanserler de benzer seyir göstermekle birlikte uzak organlara yayılmazlar. Skuamöz hücreli kanserler de benzer seyir göstermekle birlikte uzak organ ve lenf bezlerine yayılabilirler. Melanomlar ise ölümcül seyirli olup, erken tedavi edilmemeleri durumunda lenf bezlerine ve uzak organlara yayılırlar.

Bitkisel tedaviler cilt kanserinde ne kadar başarı sağlıyor?
Bitkisel tedavilerle cilt kanserlerinin tedavisi mümkün değildir.

Nüksetme riski var mıdır?
Cilt kanserleri tedaviden sonra hem ilk çıktıkları bölgede nüksedebilirler. Hem de uzak organlara yayılabilirler. Cerrahi tedavi sırasında kanser tam çıkarılmışsa ya da, dar sınırlarla çıkarılmışsa nüksetme riski daha yüksektir. Bu nedenle ilk tedavi büyük önem taşır. Benzer şekilde nüksetme durumunun erken tanı ve tedavisi için, hastaların tedaviden sonra 6-12 ayda bir doktorları tarafından kontrol edilmesi çok önemlidir.

Cilt kanserlerinden korunmak için nelere dikkat etmeliyiz?
Cilt kanserlerinin oluşmasında en önemli faktör güneş ışınıdır. Güneşe maruz kalma süremiz arttıkça cilt kanserlerine yakalanma ihtimalimiz de o oranda artar. Bu nedenle doğal ve suni güneş yanıklarının oluşmasına izin vermemeliyiz. Yaz aylarında mutlaka açık alanlardaki sosyal aktivitelerde ve deniz kenarında güneş koruyucuları kullanmalı. Ama en önemlisi kullanılan güneş koruyucularının hem UVA, hem de UVB’ye karşı etkili olduğuna, suda koruyucu özelliklerini yitirmediğine dikkat etmeliyiz. Yüz ve ellere 20 faktörün üstünde koruyucu krem sürmek, geniş şapka ve uzun kollu giysiler giymeye dikkat etmek de diğer önemli hususlardır. Bunun dışında, tüm cilt düzenli aralıklarla kontrol edilmeli ve herhangi bir lezyonun ortaya çıkması halinde mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Cilt kanserlerinin tedavisi nedir? Yeni geliştirilen yöntemler hangileridir?
Cilt kanserlerinin en temel tedavisi cerrahi tedavidir. Erken dönemde yapılacak cerrahi tedaviler kesin tedaviyi sağlayacaktır. Hastanın yaşam kalitesi ve sağ kalımı etkilenmeyecektir. Sistemik olarak yayılmış ve cerrahi yapılamayacak kadar ilerlemiş cilt kanserlerinde sistemik tedaviler ve ışın tedavileri yapılabilmektedir. Deri kanserlerinin tedavisi kanserin türüne göre değişmekle birlikte, amaç kanserin tamamen çıkarılması ya da yok edilmesidir. Deri kanserlerinin büyük çoğunluğu plastik cerrahlar ya da dermatologlar tarafından cerrahi olarak çıkarılarak tedavi edilirler. Burada deri kanseri, çevresinde tümör hücreleri bırakılmayacak şekilde genişçe çıkarılır ve yara tekrar dikilerek kapatılır. Ancak deri kanseri tam çıkarıldıktan sonra ortaya çıkacak alan büyükse, deri grefti ya da lokal flep kullanılarak onarılır ve derinin eski görünümünü kazanması sağlanır.

Ben nedir ve nasıl oluşur?
Ben derinin rengini veren melanin pigmentinin aynı yerde aşırı çoğalması ve toplanması yüzünden kendisini kahverengi ve ya siyah şeklinde gösteren oluşumlardır, genelde özellikle güneşe maruz kalan el, yüz. boyun ve dekolte bölgelerinde görülür, ama hiç güneş almayan bölgelerde de bu oluşumlara rastlamak mümkün. Bazen genetik bazen ise daha sonraki yaşlarda oluşur ve artış gösterir. Benlerdeki 5 değişiklik benler için çok iyi belirtiler olmayıp bu tip değişiklikler gözlemlendiğinde uzman bir dermatoloğa görünmenizde yarar olacaktır:

1- Renk değişikliği: Benin renginde koyulaşma koyu kahve ve ya siyaha doğru bir renk değişimi
2- Benin boyutunda değişme, kısa sürede aşırı derecede büyümesi
3- Çevre dokunun düzensizleşmesi, benin çevresi genelde düzgün görüntüdedir. Girintili, çıkıntılı bir dış yüzey ben için iyi bir belirti değildir
4- Benin çevresinde kaşıntı, kanama, yara
5- Benin üst düzeyinin düzensiz bir görüntü alması

Et benleri en çok nerede görülüyor?
Et benleri en çok güneşe maruz kalan ve ince bir deri yapısına sahip olan boyun, dekolte gibi yerlerde görülmekle birlikte vücudun değişik yerlerinde de görülebilirler. Tedavilerinde koterizasyon (yakma) ve kriyoterapi (dondurma) gibi yöntemler uygulanır.

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 10, 2009 in cilt bakimi

 

her doğumda bir diş kaybedilirmi

Her doğumda bir diş kaybedilir mi?

Ağız ve diş sağlığı konusunda farkında olmadan yaptığımız hatalar, kimi zaman telafisi çok güç sonuçlar doğurabiliyor.

Buna rağmen, toplumumuzda her konuda olduğu gibi diş bakımı konusunda da kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek oldukça yaygın. Ağız sağlına özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönemde yani hamilelikte başvurulan yanlış yöntemler sebebiyle bazen sağlıklı dişler bile kaybedilebiliyor.

‘Her hamilelik bir diş kaybettirir’ düşüncesi yüzünden çürük dişe razı gelmek, hamileyken diş taşı temizliği yaptırmamak, ağrı yapsa bile çürük dişi tedavi ettirmemek, gebelikte ağız gargarası yapmamak hamilelik döneminde ağız ve diş bakımında yaygın olarak yapılan hataların başında geliyor.

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, hamilelikte ağız ve diş bakımında doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış bildiğimiz doğruları şöyle sıraladı:

- Her hamilelikte bir diş kaybedilir: YANLIŞ

Halk arasında ‘Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu sebepten ötürü anne adaylarının diş kaybına uğradığı’ şeklindeki düşünce bilimsel bir gerçeği yansıtmıyor.

- Hamilelikte dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz: DOĞRU

Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının, günlük olarak 1200 ilâ 1500 mg kalsiyuma alması gerekiyor. Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyumun annenin kemiklerinden karşılanır. Ancak anne adayı, hamilelik döneminde, iyi beslenir yeterli ağız diş bakımı yaparsa bu dönem, normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşmaz.

- Hamileyken dişler daha az fırçalanmalı: YANLIŞ

Gebelik hormonlarının etkisi ile dişetleri daha çabuk kanayan anne adayı, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır.

- Hamilelikten önce diş çürüğü tedavi edilmelidir: DOĞRU

Dişlerde çürük varsa hamilelik öncesi tedavi edilmelidir. Hamilelikte çürük dişler erken doğuma, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açabilir.

- Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmalı: YANLIŞ

Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmamalı, ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Aksi takdirde mide asidi ile birleşen diş fırçalama işlemi, dişlerin yapısında aşınmalara sebep olur.

- Hamileyken bol tatlı gıdalar yenirse çocuk “kız”, ekşi gıdalar yenirse “erkek” olur: YANLIŞ

Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız diş sağlığı için oldukça önemli. Ancak tüketilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Tersine, anne adayları -özellikle yemek aralarında- şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.

- Hamileyken diş taşı (plak) temizliği yaptırılmaz: YANLIŞ

Anne adayları, hamilelik döneminde ağız ve diş sağlığına normal dönemden daha fazla özen göstermelidir. Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı, ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı daha hassas yapar. Bu nedenle hamilelik döneminde üç-dört aylık periyotlarla diş taşı temizliği yaptırmak, zorlaşan ağız hijyenini korumak için ideal bir yoldur.

- Hamilelik döneminde dental tedaviden kaçınmak gerekir: DOĞRU

Bebeğin organ gelişim evresi olan hamileliğin ilk 3 ayında, etkili dental tedaviden kaçınılması gerekiyor.

- Acil müdahale gerektiren durumlarda bile dental tedaviden kaçınmalıdır: YANLIŞ

Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır.

- Gebelikte ağız gargarası yapılmaz: YANLIŞ

Hamilelik döneminde ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve dişeti hassasiyetini azaltır. (Kaynak: Ailem.com )

 

bahar yorgunluğunun çaresi

Bahar yorgunluğunun çaresi meyve ve egzersiz

Bitkinlik, neşesizlik, eklem ağrıları, uyuyamamak, uyanmakta zorlanmak, sürekli sıkıntı hali gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı zaman depresyona dönüşebiliyor.

Uzmanlar, ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açabilen rahatsızlığı yenmek için bol C ve B vitamini takviyesi, egzersiz, su içme ve güneşlenmeyi öneriyor.

NP İstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi’nden uzman psikolog İhsan Öztekin, bahar yorgunluğu olarak başlayıp sonradan depresyona dönen ruh halinin tedavi edilmezse ciddi sorunlara yol açabildiğini vurguladı.

Saatlerin ileri alınmasının bile insanlarda olumsuz etkiler uyandırdığına işaret eden Öztekin, “Canlanmanın sembolü olan bahar, yeni mevsime adaptasyonu gerektiriyor.

Bünye, kışın yorgunluğundan çıkma, sonra harekete geçme ve yeni bir duruma alışmanın zorluğunu yaşıyor.” diye konuştu.

  • Uykuya ve uyuşukluğa teslim olmayın
  • Daha erken kalkmaya çalışın
  • Yeteri kadar uyumaya dikkat edin
  • Yatmadan önce sıkıntılı konuları aklınızdan uzaklaştırın
  • Kötü haberlere, uyuşukluğa teslim olmayın
  • Günde 3 litre su için
  • Bol bol egzersiz yapın
  • Sebze ve meyve ağırlıklı beslenin
  • Güneşlenin

 
 
 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.