Arşiv | erdem yesilada RSS feed for this section

soguk-alginligina-bitkisel-destekler

25 Oca

Bitkilerle soğuk algınlığından kurtulun
Prof Erdem YEŞİLADA


Geçen gün gazetelerde yer alan bir haberde, yeni bir soğuk algınlığı ve grip salgınının geldiği bildiriliyordu. Bir yakalanırsak yandık! İşlerimiz aksayacak, yataklara düşeceğiz, bir yığın ilaç kullanmak zorunda kalacağız. Birkaç haftadır soğuk algınlığıyla nasıl başa çıkabileceğimiz konusunu inceliyoruz. Önemli olan yakalanmamak ya da hafif bir şekilde atlatmak… Daha da önemlisi gereksiz yere antibiyotik kullanarak dirençli mikroplar gelişimine katkıda bulunmamak. Bu amaçla belirli program dahilinde kullanılacak ilaçlarla bağışıklık sisteminin desteklenmesinin en akılcı yaklaşım olacağından bahsettik. Eczaneden alacağımız beta glukan’ın ve ekinezyanın bu amaçla kullanımının yararlarını vurguladık. Geçen hafta sonu bir ilaç fabrikasının yeni açılan tesislerini gezmeye gittik. Yol boyunca yanımda soğuk algınlığına yakalanmış öğretim üyesi arkadaşım oturuyordu, ‘Yandık’ dedim içimden, yarın ben de hastalanacağım herhalde. Eylül ayında bağışıklık sistemimi güçlendirecek kürümü uyguladığım halde, eve dönünce hemen ekinezya kürüne başladım ama her zaman kullandığımın iki misli miktarda ve sadece bir hafta süreyle. Neyse hastalığa yakalanmadan atlattım.

Soğuk algınlığına karşı kullanılabilecek bir başka seçenek ise umckaloaba, hem bağışıklık sistemini destekleyici hem de soğuk algınlığı enfeksiyonlarına yol açan mikroorganizmalar üzerinde antibiyotik benzeri etkisi bulunan ve eczanelerde satılan bir bitkisel ilaç. Güney Afrika sardunyası (Pelargonium sidoides) ya da yerel adıyla umckaloaba bitkisinin standardize edilmiş kök özütü formülleri (EP 7630) ile yürütülmüş bilimsel klinik çalışmalarla soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonlarında belirgin bir yararı bulunduğunu ortaya koyuyor. Klinik çalışmalar gerçekten yüksek bir hasta (erişkin veya çocuk) sayısı üzerinde yürütülmüş; akut bronşitte 2 bin 317 ve akut tonsilofarenjitte bin 345 hasta üzerinde çoğunlukla bir haftalık uygulama yapılmış.

YAN ETKİLERİ AZ
İlaç bağışıklık sistemini uyararak virüsler üzerinde etki gösterirken bir yandan da soğuk algınlığında vücuda yerleşen fırsatçı bakteriler üzerinde orta kuvvette etkiye sahip (antibakteriyal). Çocuk ve gençler (1-19 yaşları arasında 166 hasta) üzerinde yapılan çalışmalar, ilacın erken uygulanmaya başlanması ile bir haftalık tedavi süresi sonucunda antibiyotik kullanımına gerek kalmadan soğuk algınlığı şikayetlerini (öksürük, ateş) hafifletebildiği ve sekonder enfeksiyon gelişimi riskini önemli ölçüde önleyebildiğini gösterilmiş.

Akut bronşit hastalarında yürütülen klinik çalışmalarda değerlendirmeye alınan; öksürük, balgam, öksürük sırasında göğüs ağrısı, nefes darlığı (bronşit şiddet skoru) gibi şikáyetlerde belirgin azalma gözlenmiş. Erişkinlere önerilen miktar bir hafta süresince günde üç defa 30 damla, 6-12 yaş arası çocuklarda 20 damla ve 6 yaş altı çocuklarda ise 10’ar damlaya indiriliyor. Yeni yapılan bir klinik çalışmada ise 468 yetişkin, bronşit şiddet skorunun yanı sıra ‘işe gidebilme durumu’ da değerlendirmeye alınmış; uygulamanın başlangıcında işe gidemeyenlerin oranı yüzde 67 iken, bir hafta sonunda umckaloaba verilenlerde yüzde 16, boş ilaç verilen (plasebo) grupta ise yüzde 43’e inmiş. Yapılan klinik çalışmalarda yan etki bakımından hasta ve hekim memnuniyeti yüzde 95-98 civarında bulunmuş. Umckaloaba uygulanan hastalarda yan etki şikáyeti yüzde 8,5 civarında iken, bu oran boş ilaç (plasebo) verilen hastalarda yüzde 7 civarındadır. Yani yan etkisi yok denecek kadar az.

Soğuk algınlığından korunmanın akılcı yolu
Eskilerin ‘Testi kırılmadan önlemini almak’ diye bir deyişi vardır. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi, soğuk algınlığına yakalandıktan sonra etkili bir tedavi uygulamak zor. Bu nedenle, benim en çok üzerinde durduğum konu koruyucu tedavilerdir. Koruyucu tedavilerin sadece ilaç uygulamaları olarak düşünülemeyeceğinin sanırım hepimiz farkındayız. İyi ve dengeli beslenme, kalabalık alanlarda daha dikkatli olmak ve grip aşısı uygulanması akla gelebilecek akılcı önlemler arasında sayılabilir. Peki, doğal ilaçlardan yararlanmak istiyorsak neler önerilebilir?

Bağışıklık sisteminin desteklenmesi kanımca soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklardan korunmak için ilk olarak akla gelebilecek önlemler… Doğa, bağışıklık sistemini destekleyici etkiye sahip çok çeşitli seçenekler sunuyor. Ancak öncelikle bir hususu aklınızda bulundurmakta yarar var. Bağışıklık sistemi üzerinde etkili olan ilaçların gelişigüzel bir şekilde uygulanması son derece sakıncalı. Özellikle bağışıklık sistemi işlevlerinde bozukluk ya da yetersizlik olan kişilerde (multiple skleroz, lökozis vb.), bağışıklık sistemini destekleyici ilaçların kullanılması yarar yerine zarara yol açabiliyor. Yani bu ilaçları ‘iki ucu keskin kılıç’ olarak kabul etmek gerekir. Bilinçli ve akılcı kullanım önemli.

ETKİSİ DEĞİŞİYOR
Özellikle Eylül-Ekim ve Şubat-Mart aylarında, yani mevsim dönümlerinde 4-6 haftalık süreçlerle alınacak bağışıklık sistemi ilaçlarının, soğuk algınlığı ve grip gibi enfeksiyonlardan korunmada son derece yararlı olabileceği biliniyor. Burada ‘olabileceği’ gibi kesin olmayan bir ifade kullandığıma dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünkü bağışıklık sistemini destekleyici ilaçlar, kişiden kişiye ve aynı kişide de duruma göre değişebilen farklı cevaplar verebiliyor. Mesela bir yakınınıza iyi gelen bir ilaç sizde aynı derecede etkili olmuyor ya da daha önce çok iyi cevaplar aldığınız ilaç bu defa etkisiz kalabiliyor. Bu tamamen kişisel ve kişinin de o dönemdeki durumuyla ilgili. Bu nedenle modern tıpta soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlardan korunmak için önerilen ve bağışıklık sistemini destekleyen çoğu ilaç ‘etkisiz’ diye kabul ediliyor.

Bu tip bilimsel çalışmaların sonuçları değerlendirilirken göz önüne alınması gereken başlıca kriter, bir önceki döneme oranla ilaç verilen dönemde tekrarlayan enfeksiyon sayısıdır. Mesela bir önceki yıl ilaç kullanılmadığında altı defa soğuk algınlığı veya gribal enfeksiyona yakalanan kişi, ilacı uygun dönemlerde ve uygun miktarda kullandığında (yani mevsim dönümlerinde) üç defa yakalanıyorsa; ‘İlaç yüzde elli etkilidir’ diye kabul edilmelidir. Bir ilaç için bu kabul edilebilir bir oran. Hiçbir ilaç herkese yüzde yüz etkili değil. Bağışıklık sistemini destekleyici hangi ilaçların kullanılması daha yararlı olabilir, bunu da önümüzdeki hafta inceleyelim.

soguk-alginligina-bitkisel-destekler

25 Oca

Bitkilerle soğuk algınlığından kurtulun
Prof Erdem YEŞİLADA


Geçen gün gazetelerde yer alan bir haberde, yeni bir soğuk algınlığı ve grip salgınının geldiği bildiriliyordu. Bir yakalanırsak yandık! İşlerimiz aksayacak, yataklara düşeceğiz, bir yığın ilaç kullanmak zorunda kalacağız. Birkaç haftadır soğuk algınlığıyla nasıl başa çıkabileceğimiz konusunu inceliyoruz. Önemli olan yakalanmamak ya da hafif bir şekilde atlatmak… Daha da önemlisi gereksiz yere antibiyotik kullanarak dirençli mikroplar gelişimine katkıda bulunmamak. Bu amaçla belirli program dahilinde kullanılacak ilaçlarla bağışıklık sisteminin desteklenmesinin en akılcı yaklaşım olacağından bahsettik. Eczaneden alacağımız beta glukan’ın ve ekinezyanın bu amaçla kullanımının yararlarını vurguladık. Geçen hafta sonu bir ilaç fabrikasının yeni açılan tesislerini gezmeye gittik. Yol boyunca yanımda soğuk algınlığına yakalanmış öğretim üyesi arkadaşım oturuyordu, ‘Yandık’ dedim içimden, yarın ben de hastalanacağım herhalde. Eylül ayında bağışıklık sistemimi güçlendirecek kürümü uyguladığım halde, eve dönünce hemen ekinezya kürüne başladım ama her zaman kullandığımın iki misli miktarda ve sadece bir hafta süreyle. Neyse hastalığa yakalanmadan atlattım.

Soğuk algınlığına karşı kullanılabilecek bir başka seçenek ise umckaloaba, hem bağışıklık sistemini destekleyici hem de soğuk algınlığı enfeksiyonlarına yol açan mikroorganizmalar üzerinde antibiyotik benzeri etkisi bulunan ve eczanelerde satılan bir bitkisel ilaç. Güney Afrika sardunyası (Pelargonium sidoides) ya da yerel adıyla umckaloaba bitkisinin standardize edilmiş kök özütü formülleri (EP 7630) ile yürütülmüş bilimsel klinik çalışmalarla soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonlarında belirgin bir yararı bulunduğunu ortaya koyuyor. Klinik çalışmalar gerçekten yüksek bir hasta (erişkin veya çocuk) sayısı üzerinde yürütülmüş; akut bronşitte 2 bin 317 ve akut tonsilofarenjitte bin 345 hasta üzerinde çoğunlukla bir haftalık uygulama yapılmış.

YAN ETKİLERİ AZ
İlaç bağışıklık sistemini uyararak virüsler üzerinde etki gösterirken bir yandan da soğuk algınlığında vücuda yerleşen fırsatçı bakteriler üzerinde orta kuvvette etkiye sahip (antibakteriyal). Çocuk ve gençler (1-19 yaşları arasında 166 hasta) üzerinde yapılan çalışmalar, ilacın erken uygulanmaya başlanması ile bir haftalık tedavi süresi sonucunda antibiyotik kullanımına gerek kalmadan soğuk algınlığı şikayetlerini (öksürük, ateş) hafifletebildiği ve sekonder enfeksiyon gelişimi riskini önemli ölçüde önleyebildiğini gösterilmiş.

Akut bronşit hastalarında yürütülen klinik çalışmalarda değerlendirmeye alınan; öksürük, balgam, öksürük sırasında göğüs ağrısı, nefes darlığı (bronşit şiddet skoru) gibi şikáyetlerde belirgin azalma gözlenmiş. Erişkinlere önerilen miktar bir hafta süresince günde üç defa 30 damla, 6-12 yaş arası çocuklarda 20 damla ve 6 yaş altı çocuklarda ise 10’ar damlaya indiriliyor. Yeni yapılan bir klinik çalışmada ise 468 yetişkin, bronşit şiddet skorunun yanı sıra ‘işe gidebilme durumu’ da değerlendirmeye alınmış; uygulamanın başlangıcında işe gidemeyenlerin oranı yüzde 67 iken, bir hafta sonunda umckaloaba verilenlerde yüzde 16, boş ilaç verilen (plasebo) grupta ise yüzde 43’e inmiş. Yapılan klinik çalışmalarda yan etki bakımından hasta ve hekim memnuniyeti yüzde 95-98 civarında bulunmuş. Umckaloaba uygulanan hastalarda yan etki şikáyeti yüzde 8,5 civarında iken, bu oran boş ilaç (plasebo) verilen hastalarda yüzde 7 civarındadır. Yani yan etkisi yok denecek kadar az.

Soğuk algınlığından korunmanın akılcı yolu
Eskilerin ‘Testi kırılmadan önlemini almak’ diye bir deyişi vardır. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi, soğuk algınlığına yakalandıktan sonra etkili bir tedavi uygulamak zor. Bu nedenle, benim en çok üzerinde durduğum konu koruyucu tedavilerdir. Koruyucu tedavilerin sadece ilaç uygulamaları olarak düşünülemeyeceğinin sanırım hepimiz farkındayız. İyi ve dengeli beslenme, kalabalık alanlarda daha dikkatli olmak ve grip aşısı uygulanması akla gelebilecek akılcı önlemler arasında sayılabilir. Peki, doğal ilaçlardan yararlanmak istiyorsak neler önerilebilir?

Bağışıklık sisteminin desteklenmesi kanımca soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklardan korunmak için ilk olarak akla gelebilecek önlemler… Doğa, bağışıklık sistemini destekleyici etkiye sahip çok çeşitli seçenekler sunuyor. Ancak öncelikle bir hususu aklınızda bulundurmakta yarar var. Bağışıklık sistemi üzerinde etkili olan ilaçların gelişigüzel bir şekilde uygulanması son derece sakıncalı. Özellikle bağışıklık sistemi işlevlerinde bozukluk ya da yetersizlik olan kişilerde (multiple skleroz, lökozis vb.), bağışıklık sistemini destekleyici ilaçların kullanılması yarar yerine zarara yol açabiliyor. Yani bu ilaçları ‘iki ucu keskin kılıç’ olarak kabul etmek gerekir. Bilinçli ve akılcı kullanım önemli.

ETKİSİ DEĞİŞİYOR
Özellikle Eylül-Ekim ve Şubat-Mart aylarında, yani mevsim dönümlerinde 4-6 haftalık süreçlerle alınacak bağışıklık sistemi ilaçlarının, soğuk algınlığı ve grip gibi enfeksiyonlardan korunmada son derece yararlı olabileceği biliniyor. Burada ‘olabileceği’ gibi kesin olmayan bir ifade kullandığıma dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünkü bağışıklık sistemini destekleyici ilaçlar, kişiden kişiye ve aynı kişide de duruma göre değişebilen farklı cevaplar verebiliyor. Mesela bir yakınınıza iyi gelen bir ilaç sizde aynı derecede etkili olmuyor ya da daha önce çok iyi cevaplar aldığınız ilaç bu defa etkisiz kalabiliyor. Bu tamamen kişisel ve kişinin de o dönemdeki durumuyla ilgili. Bu nedenle modern tıpta soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlardan korunmak için önerilen ve bağışıklık sistemini destekleyen çoğu ilaç ‘etkisiz’ diye kabul ediliyor.

Bu tip bilimsel çalışmaların sonuçları değerlendirilirken göz önüne alınması gereken başlıca kriter, bir önceki döneme oranla ilaç verilen dönemde tekrarlayan enfeksiyon sayısıdır. Mesela bir önceki yıl ilaç kullanılmadığında altı defa soğuk algınlığı veya gribal enfeksiyona yakalanan kişi, ilacı uygun dönemlerde ve uygun miktarda kullandığında (yani mevsim dönümlerinde) üç defa yakalanıyorsa; ‘İlaç yüzde elli etkilidir’ diye kabul edilmelidir. Bir ilaç için bu kabul edilebilir bir oran. Hiçbir ilaç herkese yüzde yüz etkili değil. Bağışıklık sistemini destekleyici hangi ilaçların kullanılması daha yararlı olabilir, bunu da önümüzdeki hafta inceleyelim.

25 Oca

Arı poleni ve balın yararları
Prof Erdem YEŞİLADA


Geleneksel kültürümüzde balın yararlarından sık sık söz edilir. Araştırmalarımızda arı poleninin bu faydaları artırdığını gördük.

Son yıllarda doğal antioksidanların insan sağlığı bakımından önemini ortaya koyan çalışmalar yapılıyor. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi, bilhassa fenolik asitler ve flavonoitler benzeri fenolik bileşenlerinin antioksidan özellikleri dikkati çekiyor. Bu bileşiklerin oranı ve kimyasal yapıları kullanılan bal ve kovan ürününe göre değişiklik gösteriyor. Mesela, balda pinobanksin, pinosembrin, kersetin, krizin, galangin, luteolin ve kempferol gibi flavonoitler bulunurken, propoliste pinosembrin, pinobanksin ve krizin temel flavonoitler olarak bulunmaktadır. Dolayısıyla, bal ve kovan ürünlerinin etkisi de bu bileşenlerine bağlı olarak değişiyor.

Genel olarak değerlendirdiğimizde, bal ve kovan ürünlerinin içerisindeki bileşiklerin yüksek antioksidan özellikleri, bu ürünlerin kalp ve dolaşım sistemi bozuklukları, kanserler, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve çeşitli iltihaplı hastalıklardaki etkilerinin dayanağını oluşturmaktadır. Ayrıca bal, farklı derecelerde yaraların, kesiklerin, yanıkların, cilt ülserlerin, abselerin ve varikoz ülserlerin tedavisinde de etkili olmaktadır. Bal, vücuda sürüldüğünde cildin nemi ile içerisindeki glukoz oksidaz enzimi etkin hale geçerek ortama yavaş yavaş hidrojen peroksit vermekte ve bu suretle dokulara hasar vermeden bakteriler üzerinde etkili olmakta ve ayrıca besleyici özelliği ile hücre gelişimini hızlandırarak yara izi oluşumunu önleyebilmektedir. İshal tedavisinde kullanıldığında vücudun rehidratasyonunu sağlarken, sıcak su ile seyreltilip içildiğinde ise bağırsakları yumuşatarak kabızlığa iyi gelmektedir. Ancak yine de geçen hafta bir bal satıcısının ilanında iddia ettiği gibi 80-90 hastalığa iyi gelir mi, bilinmez!

ÇOK VİTAMİNLİ
Kovan ürünleri arasında geçen hafta nasıl elde edildiğini yazdığımız arı poleninin bileşiminin yaklaşık yarısı polisakaritlerden (kompleks şeker) ibaret olup ayrıca vitaminler, yağ ve lipitler, proteinler ve amino asitler taşımaktadır. Dolayısıyla arı poleninin besleyici özelliği yüksektir. Arı poleninin de antioksidan özelliği yapısında bulunan fenolik bileşenler (fenolik asitler ve flavonoitler) ve karotenoitlere bağlıdır. Arı poleni, halk arasında soğuk algınlığı, ülserler, kansızlık, enterit ve kolit gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarında kullanılmaktadır. Son zamanlarda, bilhassa yaşlılığa bağlı azalan vücut direncini desteklemek amacıyla pazarlanmaktadır. Tabii etkisi, balda olduğu gibi, çevrede yetişen çiçeklerin çeşidine bağlı olarak bileşiminde meydana gelen farklılığa, arı poleninin işlenme şekline (yıkama, kurutma gibi) ve saklama koşullarına (ışık, süre gibi) göre değişiklik göstermektedir. Yani üreticiden üreticiye etkide farklılık görülebilmektedir

İLTİHAP GİDERİYOR
Birkaç yıl önce Doğu Karadenizli bir bal üreticisi, arı poleni ve halis balı karıştırarak hazırladığı macunla bize geldi. Bu karışımı astım, bronşit, kanserler, sarılık, ülser, kolit ve çeşitli iltihaplı hastalıkların tedavisinde kullandığını ve yararlı olduğunu düşündüğünü, macunun bu etkilerini araştırıp araştıramayacağımızı sordu. Tabii bütün bu tedavi önerilerinin incelenmesi oldukça zahmetli, ancak birkaçı üzerinde çalışma yapmayı planladık. Yaptığımız deney hayvanı çalışmalarının sonuçları gerçekten ilginçti; halis balın zayıf etkili olmasına karşılık, macunun kuvvetli iltihap giderici ve ağrı kesici etki gösterdiği, bu etkisinin aspirine yakın olduğunu tespit ettik. Bu bakımdan iltihaplı hastalıklar, kolit gibi durumlarda etkili olabileceği düşünülebilir. Ayrıca ilaçla (parasetamol) oluşturduğumuz karaciğer hasarını çok iyi iyileştirdiğini, dolayısıyla karaciğer işlevlerini desteklediğini gördük. Ancak alkol ile oluşturduğumuz ülser üzerinde ne bal ne de macun beklenilen yararı gösteremedi, daha doğrusu etki fazla kuvvetli değildi. Bu etkilerin bal ve macunun belirli bir miktarda uygulanması ile ortaya çıktığını da belirtmek isterim. Yani kullanılan miktar önemli. Yaptığımız içerik analizinde ise arı poleni/halis bal macununun antioksidan etkisinin, halis bala göre 3 misli daha yüksek olduğunu tespit ettik. Yani, arı poleninin bal ile karıştırılması etkilerini de kuvvetlendiriyor. Önümüzdeki hafta bir başka kovan ürünü ile ilgili bilgileri tartışacağız.

25 Oca

Arı poleni ve balın yararları
Prof Erdem YEŞİLADA


Geleneksel kültürümüzde balın yararlarından sık sık söz edilir. Araştırmalarımızda arı poleninin bu faydaları artırdığını gördük.

Son yıllarda doğal antioksidanların insan sağlığı bakımından önemini ortaya koyan çalışmalar yapılıyor. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi, bilhassa fenolik asitler ve flavonoitler benzeri fenolik bileşenlerinin antioksidan özellikleri dikkati çekiyor. Bu bileşiklerin oranı ve kimyasal yapıları kullanılan bal ve kovan ürününe göre değişiklik gösteriyor. Mesela, balda pinobanksin, pinosembrin, kersetin, krizin, galangin, luteolin ve kempferol gibi flavonoitler bulunurken, propoliste pinosembrin, pinobanksin ve krizin temel flavonoitler olarak bulunmaktadır. Dolayısıyla, bal ve kovan ürünlerinin etkisi de bu bileşenlerine bağlı olarak değişiyor.

Genel olarak değerlendirdiğimizde, bal ve kovan ürünlerinin içerisindeki bileşiklerin yüksek antioksidan özellikleri, bu ürünlerin kalp ve dolaşım sistemi bozuklukları, kanserler, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve çeşitli iltihaplı hastalıklardaki etkilerinin dayanağını oluşturmaktadır. Ayrıca bal, farklı derecelerde yaraların, kesiklerin, yanıkların, cilt ülserlerin, abselerin ve varikoz ülserlerin tedavisinde de etkili olmaktadır. Bal, vücuda sürüldüğünde cildin nemi ile içerisindeki glukoz oksidaz enzimi etkin hale geçerek ortama yavaş yavaş hidrojen peroksit vermekte ve bu suretle dokulara hasar vermeden bakteriler üzerinde etkili olmakta ve ayrıca besleyici özelliği ile hücre gelişimini hızlandırarak yara izi oluşumunu önleyebilmektedir. İshal tedavisinde kullanıldığında vücudun rehidratasyonunu sağlarken, sıcak su ile seyreltilip içildiğinde ise bağırsakları yumuşatarak kabızlığa iyi gelmektedir. Ancak yine de geçen hafta bir bal satıcısının ilanında iddia ettiği gibi 80-90 hastalığa iyi gelir mi, bilinmez!

ÇOK VİTAMİNLİ
Kovan ürünleri arasında geçen hafta nasıl elde edildiğini yazdığımız arı poleninin bileşiminin yaklaşık yarısı polisakaritlerden (kompleks şeker) ibaret olup ayrıca vitaminler, yağ ve lipitler, proteinler ve amino asitler taşımaktadır. Dolayısıyla arı poleninin besleyici özelliği yüksektir. Arı poleninin de antioksidan özelliği yapısında bulunan fenolik bileşenler (fenolik asitler ve flavonoitler) ve karotenoitlere bağlıdır. Arı poleni, halk arasında soğuk algınlığı, ülserler, kansızlık, enterit ve kolit gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarında kullanılmaktadır. Son zamanlarda, bilhassa yaşlılığa bağlı azalan vücut direncini desteklemek amacıyla pazarlanmaktadır. Tabii etkisi, balda olduğu gibi, çevrede yetişen çiçeklerin çeşidine bağlı olarak bileşiminde meydana gelen farklılığa, arı poleninin işlenme şekline (yıkama, kurutma gibi) ve saklama koşullarına (ışık, süre gibi) göre değişiklik göstermektedir. Yani üreticiden üreticiye etkide farklılık görülebilmektedir

İLTİHAP GİDERİYOR
Birkaç yıl önce Doğu Karadenizli bir bal üreticisi, arı poleni ve halis balı karıştırarak hazırladığı macunla bize geldi. Bu karışımı astım, bronşit, kanserler, sarılık, ülser, kolit ve çeşitli iltihaplı hastalıkların tedavisinde kullandığını ve yararlı olduğunu düşündüğünü, macunun bu etkilerini araştırıp araştıramayacağımızı sordu. Tabii bütün bu tedavi önerilerinin incelenmesi oldukça zahmetli, ancak birkaçı üzerinde çalışma yapmayı planladık. Yaptığımız deney hayvanı çalışmalarının sonuçları gerçekten ilginçti; halis balın zayıf etkili olmasına karşılık, macunun kuvvetli iltihap giderici ve ağrı kesici etki gösterdiği, bu etkisinin aspirine yakın olduğunu tespit ettik. Bu bakımdan iltihaplı hastalıklar, kolit gibi durumlarda etkili olabileceği düşünülebilir. Ayrıca ilaçla (parasetamol) oluşturduğumuz karaciğer hasarını çok iyi iyileştirdiğini, dolayısıyla karaciğer işlevlerini desteklediğini gördük. Ancak alkol ile oluşturduğumuz ülser üzerinde ne bal ne de macun beklenilen yararı gösteremedi, daha doğrusu etki fazla kuvvetli değildi. Bu etkilerin bal ve macunun belirli bir miktarda uygulanması ile ortaya çıktığını da belirtmek isterim. Yani kullanılan miktar önemli. Yaptığımız içerik analizinde ise arı poleni/halis bal macununun antioksidan etkisinin, halis bala göre 3 misli daha yüksek olduğunu tespit ettik. Yani, arı poleninin bal ile karıştırılması etkilerini de kuvvetlendiriyor. Önümüzdeki hafta bir başka kovan ürünü ile ilgili bilgileri tartışacağız.

25 Oca

Arı poleni ve balın yararları
Prof Erdem YEŞİLADA


Geleneksel kültürümüzde balın yararlarından sık sık söz edilir. Araştırmalarımızda arı poleninin bu faydaları artırdığını gördük.

Son yıllarda doğal antioksidanların insan sağlığı bakımından önemini ortaya koyan çalışmalar yapılıyor. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi, bilhassa fenolik asitler ve flavonoitler benzeri fenolik bileşenlerinin antioksidan özellikleri dikkati çekiyor. Bu bileşiklerin oranı ve kimyasal yapıları kullanılan bal ve kovan ürününe göre değişiklik gösteriyor. Mesela, balda pinobanksin, pinosembrin, kersetin, krizin, galangin, luteolin ve kempferol gibi flavonoitler bulunurken, propoliste pinosembrin, pinobanksin ve krizin temel flavonoitler olarak bulunmaktadır. Dolayısıyla, bal ve kovan ürünlerinin etkisi de bu bileşenlerine bağlı olarak değişiyor.

Genel olarak değerlendirdiğimizde, bal ve kovan ürünlerinin içerisindeki bileşiklerin yüksek antioksidan özellikleri, bu ürünlerin kalp ve dolaşım sistemi bozuklukları, kanserler, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve çeşitli iltihaplı hastalıklardaki etkilerinin dayanağını oluşturmaktadır. Ayrıca bal, farklı derecelerde yaraların, kesiklerin, yanıkların, cilt ülserlerin, abselerin ve varikoz ülserlerin tedavisinde de etkili olmaktadır. Bal, vücuda sürüldüğünde cildin nemi ile içerisindeki glukoz oksidaz enzimi etkin hale geçerek ortama yavaş yavaş hidrojen peroksit vermekte ve bu suretle dokulara hasar vermeden bakteriler üzerinde etkili olmakta ve ayrıca besleyici özelliği ile hücre gelişimini hızlandırarak yara izi oluşumunu önleyebilmektedir. İshal tedavisinde kullanıldığında vücudun rehidratasyonunu sağlarken, sıcak su ile seyreltilip içildiğinde ise bağırsakları yumuşatarak kabızlığa iyi gelmektedir. Ancak yine de geçen hafta bir bal satıcısının ilanında iddia ettiği gibi 80-90 hastalığa iyi gelir mi, bilinmez!

ÇOK VİTAMİNLİ
Kovan ürünleri arasında geçen hafta nasıl elde edildiğini yazdığımız arı poleninin bileşiminin yaklaşık yarısı polisakaritlerden (kompleks şeker) ibaret olup ayrıca vitaminler, yağ ve lipitler, proteinler ve amino asitler taşımaktadır. Dolayısıyla arı poleninin besleyici özelliği yüksektir. Arı poleninin de antioksidan özelliği yapısında bulunan fenolik bileşenler (fenolik asitler ve flavonoitler) ve karotenoitlere bağlıdır. Arı poleni, halk arasında soğuk algınlığı, ülserler, kansızlık, enterit ve kolit gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarında kullanılmaktadır. Son zamanlarda, bilhassa yaşlılığa bağlı azalan vücut direncini desteklemek amacıyla pazarlanmaktadır. Tabii etkisi, balda olduğu gibi, çevrede yetişen çiçeklerin çeşidine bağlı olarak bileşiminde meydana gelen farklılığa, arı poleninin işlenme şekline (yıkama, kurutma gibi) ve saklama koşullarına (ışık, süre gibi) göre değişiklik göstermektedir. Yani üreticiden üreticiye etkide farklılık görülebilmektedir

İLTİHAP GİDERİYOR
Birkaç yıl önce Doğu Karadenizli bir bal üreticisi, arı poleni ve halis balı karıştırarak hazırladığı macunla bize geldi. Bu karışımı astım, bronşit, kanserler, sarılık, ülser, kolit ve çeşitli iltihaplı hastalıkların tedavisinde kullandığını ve yararlı olduğunu düşündüğünü, macunun bu etkilerini araştırıp araştıramayacağımızı sordu. Tabii bütün bu tedavi önerilerinin incelenmesi oldukça zahmetli, ancak birkaçı üzerinde çalışma yapmayı planladık. Yaptığımız deney hayvanı çalışmalarının sonuçları gerçekten ilginçti; halis balın zayıf etkili olmasına karşılık, macunun kuvvetli iltihap giderici ve ağrı kesici etki gösterdiği, bu etkisinin aspirine yakın olduğunu tespit ettik. Bu bakımdan iltihaplı hastalıklar, kolit gibi durumlarda etkili olabileceği düşünülebilir. Ayrıca ilaçla (parasetamol) oluşturduğumuz karaciğer hasarını çok iyi iyileştirdiğini, dolayısıyla karaciğer işlevlerini desteklediğini gördük. Ancak alkol ile oluşturduğumuz ülser üzerinde ne bal ne de macun beklenilen yararı gösteremedi, daha doğrusu etki fazla kuvvetli değildi. Bu etkilerin bal ve macunun belirli bir miktarda uygulanması ile ortaya çıktığını da belirtmek isterim. Yani kullanılan miktar önemli. Yaptığımız içerik analizinde ise arı poleni/halis bal macununun antioksidan etkisinin, halis bala göre 3 misli daha yüksek olduğunu tespit ettik. Yani, arı poleninin bal ile karıştırılması etkilerini de kuvvetlendiriyor. Önümüzdeki hafta bir başka kovan ürünü ile ilgili bilgileri tartışacağız.

25 Oca

Zencefil hangi hastalıklarda yararlı oluyor?
Prof Erdal YEŞİLADA


Geçen hafta doğudan batıya tüm medeniyetlerin zencefili yüzlerce yıldır çeşitli amaçlarla tedavide kullandığını belirtmiştik. Son 10-15 yılda yapılan bilimsel çalışmalarla zencefilin bu etkilerinin bir kısmı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Geçen hafta bulantı ve kusma şikayetleri üzerinde etkisini incelemiştik. Bunun dışında kolesterol düşürücü, iritabl bağırsak sendromu şikayetlerini hafifletici, iltihap ve ağrı giderici özelliğinin yanı sıra mide ülseri tedavisinde, mikrobiyal enfeksiyonlarda, kalp-damar hastalıklarında ve kanser tedavisinde dikkati çeken olumlu etkileri bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuş.

Bir süre önce, bir gazetede sağlıkla ilgili yazılar yazan biri kişinin ‘romatoit artrite iyi gelen’ bir yemek tarifi beni bayağı eğlendirmişti. Bir et yemeği içerisine zencefil, zerdeçal gibi bir kaç baharat ilave edip pişirilmesi ile hazırlanan yemeğin artrit hastalarına iyi geleceği yazılmıştı. Şüphesiz böyle bir şey mümkün değil. Yapılan çalışmalarda zencefilin iltihap giderici özelliği bulunduğu ortaya konulmasına karşılık, yemeğin içerisine zencefil ilave ederek onun etkili olmasını beklemek pek akılcı bir yaklaşım değil. Çünkü bu etkisinden bilhassa uçucu bileşenleri (gingeroller) sorumlu olduğundan, pişirildiğinde etkinliği büyük ölçüde kaybolacaktır. Kaldı ki, artrit gibi dejeneratif iltihaplı hastalıkların tedavisinde hiçbir ilaç birkaç doz uygulamayla etkili olamaz, yani tedavi kavramına aykırı.

İLTİHAP GİDERİCİ ÖZELLİKTE
Zencefilin osteoartrit ağrılarının giderilmesinde etkinliği, insanlar üzerinde yürütülen klinik çalışmalarla da ortaya konulmuş. Ancak etkili olan ilaç, iki farklı zencefil türünün belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilmiş. 261 osteoartrit hastası üzerinde yürütülen bilimsel nitelikte bu çalışmada altı haftalık uygulama sonucunda yapılan değerlendirmelerde boş ilaç verilen gruba göre şikayetlerde belirgin bir azalma gözlenmiş. Diğer taraftan zencefilin tek başına verildiği bazı klinik çalışmalarda artrit üzerinde belirgin bir etki gözlenememiş. Bu durum sonuçların değerlendirilmesinde bir karmaşıklığa yol açıyor, şüphesiz. Son olarak 2007 tarihli bir deneysel çalışmada zencefilin iltihaba yol açan bazı etkenler (COX-2 ve PGE-2) üzerinde etkili olduğu bildiriliyor. Yani zencefilin iltihap giderici etkinliği bulunduğu bir gerçek, etki şekli de deneysel olarak ortaya konulduğuna göre artrit gibi durumlarda etkili olup olmadığının daha iyi anlaşılabilmesi için uzun süreli uygulamaların yapıldığı çalışmalara ihtiyaç var. Zencefilin iltihap giderici etkisi bulunmasının yanı sıra diğer iltihap giderici ilaçlar gibi midede hasara yol açmaması bir avantaj, hatta deney hayvanlarında mide ülserlerini önleyici etkisi bulunmuş.

KAN ŞEKERİNİ ETKİLİYOR
Zencefilin insanlarda hastalık yapan çeşitli bakteriler ve mayalar üzerinde etkileri bulunduğu gösterilmiş. Etkili bulunduğu mikroorganizmalar içerisinde dikkati çeken, başlıca ülser etkenlerinden biri olan Helicobacteri pylori. Bilhassa uçucu bileşenlerinin (gingeroller) çeşitli helikobakter tipleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiş. Nitekim zencefilin kaynatılması ile bu etkiler önemli ölçüde kaybolmuş.

Zencefil üzerinde yapılan hayvan deneylerinde diyabetik yapılmış sıçanlarda kan şekeri seviyesinin düştüğü gözlenmiş. Hayvanların şekerli gıdasına bir miktar zencefil ilave edildiğinde kan şekeri seviyesinin fazla oynamadığı, yükselmediği tespit edilmiş. Tabii bu, deney hayvanlarında yapılmış bir deney. Ama şeker hastalarının zencefil kullanırken kan şekeri seviyesini (kullanılan miktara bağlı) kontrol etmeleri sanırım yararlı olacaktır. Bir çalışmada zencefilin etkisini, şekeri glukoza dönüştüren enzimi baskılayarak gösterdiği (alfa glukozidaz enzimi inhibitörü), dolayısıyla kan şekerinde tehlike yaratacak seviyede ani bir düşme sağlamayacağı bilgisi yer alıyor.

25 Oca

Zencefil hangi hastalıklarda yararlı oluyor?
Prof Erdal YEŞİLADA


Geçen hafta doğudan batıya tüm medeniyetlerin zencefili yüzlerce yıldır çeşitli amaçlarla tedavide kullandığını belirtmiştik. Son 10-15 yılda yapılan bilimsel çalışmalarla zencefilin bu etkilerinin bir kısmı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Geçen hafta bulantı ve kusma şikayetleri üzerinde etkisini incelemiştik. Bunun dışında kolesterol düşürücü, iritabl bağırsak sendromu şikayetlerini hafifletici, iltihap ve ağrı giderici özelliğinin yanı sıra mide ülseri tedavisinde, mikrobiyal enfeksiyonlarda, kalp-damar hastalıklarında ve kanser tedavisinde dikkati çeken olumlu etkileri bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuş.

Bir süre önce, bir gazetede sağlıkla ilgili yazılar yazan biri kişinin ‘romatoit artrite iyi gelen’ bir yemek tarifi beni bayağı eğlendirmişti. Bir et yemeği içerisine zencefil, zerdeçal gibi bir kaç baharat ilave edip pişirilmesi ile hazırlanan yemeğin artrit hastalarına iyi geleceği yazılmıştı. Şüphesiz böyle bir şey mümkün değil. Yapılan çalışmalarda zencefilin iltihap giderici özelliği bulunduğu ortaya konulmasına karşılık, yemeğin içerisine zencefil ilave ederek onun etkili olmasını beklemek pek akılcı bir yaklaşım değil. Çünkü bu etkisinden bilhassa uçucu bileşenleri (gingeroller) sorumlu olduğundan, pişirildiğinde etkinliği büyük ölçüde kaybolacaktır. Kaldı ki, artrit gibi dejeneratif iltihaplı hastalıkların tedavisinde hiçbir ilaç birkaç doz uygulamayla etkili olamaz, yani tedavi kavramına aykırı.

İLTİHAP GİDERİCİ ÖZELLİKTE
Zencefilin osteoartrit ağrılarının giderilmesinde etkinliği, insanlar üzerinde yürütülen klinik çalışmalarla da ortaya konulmuş. Ancak etkili olan ilaç, iki farklı zencefil türünün belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilmiş. 261 osteoartrit hastası üzerinde yürütülen bilimsel nitelikte bu çalışmada altı haftalık uygulama sonucunda yapılan değerlendirmelerde boş ilaç verilen gruba göre şikayetlerde belirgin bir azalma gözlenmiş. Diğer taraftan zencefilin tek başına verildiği bazı klinik çalışmalarda artrit üzerinde belirgin bir etki gözlenememiş. Bu durum sonuçların değerlendirilmesinde bir karmaşıklığa yol açıyor, şüphesiz. Son olarak 2007 tarihli bir deneysel çalışmada zencefilin iltihaba yol açan bazı etkenler (COX-2 ve PGE-2) üzerinde etkili olduğu bildiriliyor. Yani zencefilin iltihap giderici etkinliği bulunduğu bir gerçek, etki şekli de deneysel olarak ortaya konulduğuna göre artrit gibi durumlarda etkili olup olmadığının daha iyi anlaşılabilmesi için uzun süreli uygulamaların yapıldığı çalışmalara ihtiyaç var. Zencefilin iltihap giderici etkisi bulunmasının yanı sıra diğer iltihap giderici ilaçlar gibi midede hasara yol açmaması bir avantaj, hatta deney hayvanlarında mide ülserlerini önleyici etkisi bulunmuş.

KAN ŞEKERİNİ ETKİLİYOR
Zencefilin insanlarda hastalık yapan çeşitli bakteriler ve mayalar üzerinde etkileri bulunduğu gösterilmiş. Etkili bulunduğu mikroorganizmalar içerisinde dikkati çeken, başlıca ülser etkenlerinden biri olan Helicobacteri pylori. Bilhassa uçucu bileşenlerinin (gingeroller) çeşitli helikobakter tipleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiş. Nitekim zencefilin kaynatılması ile bu etkiler önemli ölçüde kaybolmuş.

Zencefil üzerinde yapılan hayvan deneylerinde diyabetik yapılmış sıçanlarda kan şekeri seviyesinin düştüğü gözlenmiş. Hayvanların şekerli gıdasına bir miktar zencefil ilave edildiğinde kan şekeri seviyesinin fazla oynamadığı, yükselmediği tespit edilmiş. Tabii bu, deney hayvanlarında yapılmış bir deney. Ama şeker hastalarının zencefil kullanırken kan şekeri seviyesini (kullanılan miktara bağlı) kontrol etmeleri sanırım yararlı olacaktır. Bir çalışmada zencefilin etkisini, şekeri glukoza dönüştüren enzimi baskılayarak gösterdiği (alfa glukozidaz enzimi inhibitörü), dolayısıyla kan şekerinde tehlike yaratacak seviyede ani bir düşme sağlamayacağı bilgisi yer alıyor.

25 Oca

Zencefil hangi hastalıklarda yararlı oluyor?
Prof Erdal YEŞİLADA


Geçen hafta doğudan batıya tüm medeniyetlerin zencefili yüzlerce yıldır çeşitli amaçlarla tedavide kullandığını belirtmiştik. Son 10-15 yılda yapılan bilimsel çalışmalarla zencefilin bu etkilerinin bir kısmı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Geçen hafta bulantı ve kusma şikayetleri üzerinde etkisini incelemiştik. Bunun dışında kolesterol düşürücü, iritabl bağırsak sendromu şikayetlerini hafifletici, iltihap ve ağrı giderici özelliğinin yanı sıra mide ülseri tedavisinde, mikrobiyal enfeksiyonlarda, kalp-damar hastalıklarında ve kanser tedavisinde dikkati çeken olumlu etkileri bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuş.

Bir süre önce, bir gazetede sağlıkla ilgili yazılar yazan biri kişinin ‘romatoit artrite iyi gelen’ bir yemek tarifi beni bayağı eğlendirmişti. Bir et yemeği içerisine zencefil, zerdeçal gibi bir kaç baharat ilave edip pişirilmesi ile hazırlanan yemeğin artrit hastalarına iyi geleceği yazılmıştı. Şüphesiz böyle bir şey mümkün değil. Yapılan çalışmalarda zencefilin iltihap giderici özelliği bulunduğu ortaya konulmasına karşılık, yemeğin içerisine zencefil ilave ederek onun etkili olmasını beklemek pek akılcı bir yaklaşım değil. Çünkü bu etkisinden bilhassa uçucu bileşenleri (gingeroller) sorumlu olduğundan, pişirildiğinde etkinliği büyük ölçüde kaybolacaktır. Kaldı ki, artrit gibi dejeneratif iltihaplı hastalıkların tedavisinde hiçbir ilaç birkaç doz uygulamayla etkili olamaz, yani tedavi kavramına aykırı.

İLTİHAP GİDERİCİ ÖZELLİKTE
Zencefilin osteoartrit ağrılarının giderilmesinde etkinliği, insanlar üzerinde yürütülen klinik çalışmalarla da ortaya konulmuş. Ancak etkili olan ilaç, iki farklı zencefil türünün belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilmiş. 261 osteoartrit hastası üzerinde yürütülen bilimsel nitelikte bu çalışmada altı haftalık uygulama sonucunda yapılan değerlendirmelerde boş ilaç verilen gruba göre şikayetlerde belirgin bir azalma gözlenmiş. Diğer taraftan zencefilin tek başına verildiği bazı klinik çalışmalarda artrit üzerinde belirgin bir etki gözlenememiş. Bu durum sonuçların değerlendirilmesinde bir karmaşıklığa yol açıyor, şüphesiz. Son olarak 2007 tarihli bir deneysel çalışmada zencefilin iltihaba yol açan bazı etkenler (COX-2 ve PGE-2) üzerinde etkili olduğu bildiriliyor. Yani zencefilin iltihap giderici etkinliği bulunduğu bir gerçek, etki şekli de deneysel olarak ortaya konulduğuna göre artrit gibi durumlarda etkili olup olmadığının daha iyi anlaşılabilmesi için uzun süreli uygulamaların yapıldığı çalışmalara ihtiyaç var. Zencefilin iltihap giderici etkisi bulunmasının yanı sıra diğer iltihap giderici ilaçlar gibi midede hasara yol açmaması bir avantaj, hatta deney hayvanlarında mide ülserlerini önleyici etkisi bulunmuş.

KAN ŞEKERİNİ ETKİLİYOR
Zencefilin insanlarda hastalık yapan çeşitli bakteriler ve mayalar üzerinde etkileri bulunduğu gösterilmiş. Etkili bulunduğu mikroorganizmalar içerisinde dikkati çeken, başlıca ülser etkenlerinden biri olan Helicobacteri pylori. Bilhassa uçucu bileşenlerinin (gingeroller) çeşitli helikobakter tipleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiş. Nitekim zencefilin kaynatılması ile bu etkiler önemli ölçüde kaybolmuş.

Zencefil üzerinde yapılan hayvan deneylerinde diyabetik yapılmış sıçanlarda kan şekeri seviyesinin düştüğü gözlenmiş. Hayvanların şekerli gıdasına bir miktar zencefil ilave edildiğinde kan şekeri seviyesinin fazla oynamadığı, yükselmediği tespit edilmiş. Tabii bu, deney hayvanlarında yapılmış bir deney. Ama şeker hastalarının zencefil kullanırken kan şekeri seviyesini (kullanılan miktara bağlı) kontrol etmeleri sanırım yararlı olacaktır. Bir çalışmada zencefilin etkisini, şekeri glukoza dönüştüren enzimi baskılayarak gösterdiği (alfa glukozidaz enzimi inhibitörü), dolayısıyla kan şekerinde tehlike yaratacak seviyede ani bir düşme sağlamayacağı bilgisi yer alıyor.

zerdecal-yuksek-kolestrol-hastalarina-etkili

25 Oca

Zerdeçal yüksek kolesterol hastalarında çok etkili
Prof Erdem YEŞİLADA


Yapılan deneysel çalışmalarda zerdeçalın kötü kolesterolü (LDL) ve total kolesterol seviyelerini düşürdüğü bildirilmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada iki hafta süre ile yüksek yağ içeriğine sahip besin verilen deney hayvanlarında diyetine kurkumin karışımı ilave edilmiş olan grubun lipit ve kolesterol miktarında belirgin bir şekilde düşürüldüğü gözlenmiştir. Bu etkisini muhtemelen yağ asidinin metabolizmasını etkileyerek göstermektedir. Nitekim deney hayvanlarında yağ dokusu ağırlığında belirgin bir azalma tespit edilmiştir. Ancak henüz bu bulguları destekleyecek yeterli sayıda ve nitelikte klinik çalışma bulunmamaktadır. 1992 tarihli bir çalışmada sağlıklı on gönüllüye yedi gün boyunca kurkumin verilmesi ile (0,5 gram) total serum kolesterol seviyesinde yüzde 12 azalmaya karşılık, iyi huylu kolesterol (HDL) seviyesinde yüzde 30 artış sağlanmıştır. Daha yeni bir çalışmada ise aterosklerozlu hastalara zerdaçalın alkollü özütünün 28 gün süre ile verilmesi ile kötü kolesterolde (LDL) azalma ve HDL’de artış sağlandığı bildirilmektedir. Sonuç olarak, zerdeçalın yüksek kolesterolün düşürülmesinde yararlı olabileceği düşünülebilir.

Prostat büyümesi şikayetlerini hafifletmek için bir doğal ilaç
İYİ huylu prostat hiperplazisi (BPH), prostat bezinin kanserojen olmayan büyümesine bağlı olarak erkeklerde ileri yaşlarda ortaya çıkabilen bir üriner sistem hastalığı. Sık idrara çıkma, geceleri sık sık idrara kalkma, idrar zoru, kesik kesik idrar, idrar kesesinin tam boşalmadığı hissi gibi belirtiler başlıcaları. Bu şikayetleri hafifletmek için kullanılan ilaçların sürekli ya da uzun süreli olarak kullanılması gerektiğinden yol açtığı yan etkiler doğal ilaç seçeneklerine olan ilgiyi de artırıyor. Bu amaçla tercih edilen bitkilerin başında ise saw palmetto (cüce palmiye) meyvesi ve ısırgan kökü ekstreleri geliyor. Bu iki bitkiyi birlikte taşıyan bir formülasyonun uzun süreli olarak hastalara uygulandığında etkinliğini ortaya koyan bilimsel nitelikte (çok merkezli, çift körlü, plasebo kontrollü) bir çalışmanın sonuçları 2007’de önemli bir dergide yayınlandı.

zerdecal-yuksek-kolestrol-hastalarina-etkili

25 Oca

Zerdeçal yüksek kolesterol hastalarında çok etkili
Prof Erdem YEŞİLADA


Yapılan deneysel çalışmalarda zerdeçalın kötü kolesterolü (LDL) ve total kolesterol seviyelerini düşürdüğü bildirilmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada iki hafta süre ile yüksek yağ içeriğine sahip besin verilen deney hayvanlarında diyetine kurkumin karışımı ilave edilmiş olan grubun lipit ve kolesterol miktarında belirgin bir şekilde düşürüldüğü gözlenmiştir. Bu etkisini muhtemelen yağ asidinin metabolizmasını etkileyerek göstermektedir. Nitekim deney hayvanlarında yağ dokusu ağırlığında belirgin bir azalma tespit edilmiştir. Ancak henüz bu bulguları destekleyecek yeterli sayıda ve nitelikte klinik çalışma bulunmamaktadır. 1992 tarihli bir çalışmada sağlıklı on gönüllüye yedi gün boyunca kurkumin verilmesi ile (0,5 gram) total serum kolesterol seviyesinde yüzde 12 azalmaya karşılık, iyi huylu kolesterol (HDL) seviyesinde yüzde 30 artış sağlanmıştır. Daha yeni bir çalışmada ise aterosklerozlu hastalara zerdaçalın alkollü özütünün 28 gün süre ile verilmesi ile kötü kolesterolde (LDL) azalma ve HDL’de artış sağlandığı bildirilmektedir. Sonuç olarak, zerdeçalın yüksek kolesterolün düşürülmesinde yararlı olabileceği düşünülebilir.

Prostat büyümesi şikayetlerini hafifletmek için bir doğal ilaç
İYİ huylu prostat hiperplazisi (BPH), prostat bezinin kanserojen olmayan büyümesine bağlı olarak erkeklerde ileri yaşlarda ortaya çıkabilen bir üriner sistem hastalığı. Sık idrara çıkma, geceleri sık sık idrara kalkma, idrar zoru, kesik kesik idrar, idrar kesesinin tam boşalmadığı hissi gibi belirtiler başlıcaları. Bu şikayetleri hafifletmek için kullanılan ilaçların sürekli ya da uzun süreli olarak kullanılması gerektiğinden yol açtığı yan etkiler doğal ilaç seçeneklerine olan ilgiyi de artırıyor. Bu amaçla tercih edilen bitkilerin başında ise saw palmetto (cüce palmiye) meyvesi ve ısırgan kökü ekstreleri geliyor. Bu iki bitkiyi birlikte taşıyan bir formülasyonun uzun süreli olarak hastalara uygulandığında etkinliğini ortaya koyan bilimsel nitelikte (çok merkezli, çift körlü, plasebo kontrollü) bir çalışmanın sonuçları 2007’de önemli bir dergide yayınlandı.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.